"Allahım onu neden yalnız bıraktın? Neden, yalnızlığının verdiği çaresizlikle can sıkıcı ilişkiler kurmasına izin verdin? Neden geçirdiği her dakikanın hesabını sordun, içini ezdin? Neden korkuyu göğsünden çekip almadın? Neden suçluluk duygusunu üzerinden atmasına yardım etmedin? Neden apartmanın bodrumunda saklambaç oynarlarken Ayla'yla yalnız kaldığı zaman kıza dokunacak cesareti vermedin ona ? Oysa bu çeşit küçük cesaretleri en değersiz kullarından bile esirgememişsindir." *
Benliğinin senden uzaklaştığını izlerken, her adımı attığında bir damla daha kararır etrafın. Öyle ki, karanlıkta kalmaktan milyonlarca yıl süren evrimi üç-beş dakikada yaşarsın, kaybolur gözlerin. Evrimin aksine, gelişmez diğer duyu organların, hislerin her şeyini kaybedersin.
Merhaba, ben kayıp jenerasyonun ilk ve tek üyesiyim.
Zamanı durdurursun karanlıkta, yanından akıp giden bulanık hatıralar kalır sadece. Her pişmanlığında biraz daha öldürürsün içini. Her gururlandığında daha da fazla ölürsün.
Aradığını bulamamak, bulduğunu da olduramamaktır hayatın özeti.
İnsan kendini tanımlarken; sadece bir parçası eksik bir gökdelen legosu gibi hareket eder. Başka bir hayatın parçası olmayı yediremez kendine. Bundandır çarpışıp parçalanmalar. Hep aradığı o parça aslında bir bütündür, apayrı bir hayattır. Kimisi ölümden sonrasında bekler bu hayatı, kimi hem burada hem orada, kimi sadece burada. En acımasız olanı da, hiç bir beklentisi olmayan dilimidir bu dairenin.
Kıyıya vuran dalgaların köpüklerinde hayallerim, rüzgarı olmayan o denizde.
*İlgili kitap için : Oğuz Atay - Tutunamayanlar.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder